Troya'da Zaman Atlama:Katmanları VR'da Gezmek

SÜLEYMANİYE CAMİ-2

SÜLEYMANİYE CAMİ-2

Yapının Mimarisi  Süleymaniye’nin ayakta kalmasının arkasındaki sebep ağırlıkların dengeli bir şekilde dağıtılmasıdır. Yerden 53 m yükseklikte, 27,5 m çapındaki ana kubbeyi 4 ...
/
SÜLEYMANİYE CAMİ-1

SÜLEYMANİYE CAMİ-1

Süleymaniye Cami İnşaat Teknikleri Süleymaniye; medreseleri, kütüphanesi, camisi, hamamı ve tabhanesiyle bir külliyedir. Kanuni Sultan Süleyman ve eşi Hürrem Sultan’ın bulunduğu hazire ...
/
DİYARBAKIR KALESİ

DİYARBAKIR KALESİ

DİYARBAKIR KALESİ İnşa tarihi tam olarak bilinmeyen Diyarbakır Kalesi, kentin kuruluşundan bu yana farklı dönemlerde, farklı tekniklerle ilaveler yapılarak günümüze kadar gelmiştir ...
/
TROYA ANTİK KENTİ-2

TROYA ANTİK KENTİ-2

KENTİN KATMANLARI VE ARKEOLOJİK KAZILAR Yapılan arkeolojik kazılar ile kentin kesintisiz 10 katmandan oluştuğu ortaya çıkmıştır. Erken Tunç Çağı ile başlayan katmanlar ...
/
SAGALASSOS ANTİK KENTİ

SAGALASSOS ANTİK KENTİ

Burdur'un Ağlasun ilçesinde Akdağ yamaçlarında yer alan Sagalassos Antik Kenti, MÖ. 12000 yıllarında inşa edilmiştir. Kentte yerleşik yaşam MÖ. 8000 yıllarında başlamıştır. Antik ...
/
GORDİON ANTİK KENTİ

GORDİON ANTİK KENTİ

Frigya’nın başkenti olarak bilinen Gordion, Ankara’nın Polatlı ilçesinde bulunmaktadır. Kentin ismini Friglerin ilk Kralı Gordios’tan aldığı düşünülmektedir. Gordion konumu, verimli arazileri ve ...
/
EUROMOS ANTİK KENTİ

EUROMOS ANTİK KENTİ

Muğla’nın Milas ilçesinde yer alan, M.Ö. 6.yy’da inşa edildiği tahmin edilen Euromos Antik Kenti, Antik Çağ’da Mylasa’dan sonra yörenin en önemli kentiydi ...
/

Ayasofya-1

Ayasofya mabedi yapıldığı ilk zamanlarda, Hristiyan üçlemesinin ikinci unsuru İlahi Hikmet anlamındaki Theia Sophia’ya adanmıştır.İlahi Hikmet veya Hagia Sophia isimleri ile anılmış ...
/

Amintas Kaya Mezarları

AMİNTAS KAYA MEZARLARI Muğla’nın Fethiye ilçesinde yer alan, M.Ö. 4.yy’da inşa edilmiş Amintas Kaya Mezarları, Likya Dönemi’nin en önemli eserlerinden biridir. Binlerce ...
/

Ankara Anıtkabir

Tarihçesi

Anıtkabir, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün anısını yaşatmak amacıyla inşa edilen anıt mezardır. Atatürk’ün 10 Kasım 1938’de vefatının ardından naaşı geçici olarak Ankara Etnografya Müzesi’ne konulmuş, daha sonra kalıcı bir anıt mezar için uygun yer arayışına girilmiştir. 1939’da Rasattepe (bugünkü Anıttepe) bu amaçla seçilmiş, 1941’de açılan uluslararası proje yarışmasını Türk mimarlar Emin Onat ve Orhan Arda kazanmıştır. Anıtkabir’in temeli 9 Ekim 1944’te atılmış, inşaat dört aşamada yaklaşık dokuz yılda tamamlanmıştır. Yapı, Selçuklu ve Osmanlı mimari izlerini modern bir üslupla birleştirmekte, “Aslanlı Yol”, “Tören Meydanı” ve “Şeref Holü” gibi bölümleriyle hem ulusal birlik hem de Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini simgeleyen Barış Parkı’nı içermektedir. İnşaatı Eylül 1953’te tamamlanan Anıtkabir, 10 Kasım 1953’te yapılan törenle Atatürk’ün ebedi istirahatgâhı olmuştur. Bugün Anıtkabir, yalnızca bir anıt mezar değil, aynı zamanda ulusal hafızanın ve bağımsızlık mücadelesinin simgesi olarak ziyaret edilmektedir.

Mimarisi

Süleymaniye Camii

Tarihçesi

Süleymaniye; medreseleri, kütüphanesi, camisi, hamamı ve tabhanesiyle bir külliyedir. Kanuni Sultan Süleyman ve eşi Hürrem Sultan’ın bulunduğu hazire caminin kıble tarafında mevcuttur. Mimar Sinan’ın türbesi de Süleymaniye külliyesinde yer alır. Diğer camilerle karşılaştırıldığında Süleymaniye’nin daha sade oluşu dikkat çeker. Hat sanatı, çinileri, vitrayları az fakat benzersizdir. 16. Yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman Mimar Sinan’dan kendisi adına bir cami yaptırmasını istemiştir fakat isteği bu caminin en büyük, en ihtişamlı ve sonsuza dek ayakta kalmasıdır. Süleymaniye inşa edildiği tarihten bu yana birçok deprem geçirmiş ve bu depremlerden etkilenmemiştir. Bu açıdan bakıldığında Sultan Süleyman’ın Mimar Sinan’dan isteği imkânsızlıktan çıkmıştır. Romalılar döneminde Konstantin 7 tepe üzerine kurulur ve bu 7 tepenin her birinin zemini kayalıklardan oluşur. Mimar Sinan Süleymaniye için İstanbul’un 3. Tepesini seçmiştir ve burada ilk kazmayı 1549’da toprağa vurmuştur. Mimar Sinan ilk olarak 150mx70m ölçülerinde, 6 m derinliğinde temel çukuru kazdırır. Buradan çıkan 100.000 tondan fazla toprağın hafriyatı 1,5 yıl sürer. Temeline ilk taşı büyük alim Şeyhül’İslam Ebussuud Efendi’nin koyduğu söylenir. Evliya Çelebi’nin notlarından da öğrendiğimize göre Süleymaniye temel inşaatından sonra 3 yıl boyunca zemin üstüne çıkmamıştır. Bunun nedeni Sinan’ın Süleymaniye için uyguladığı tekniktir. Tarihte kazık temel uygulaması ilk kez Süleymaniye Camii’de gerçekleşti denilebilir. Mimar Sinan Camii’nin temeline 30.000’e yakın kazık çaktırarak yapının sağlam bir temel üzerine oturmasını sağlamıştır. Yapının temeline uygulanan ikinci plan ise temel belli bir yüksekliğe ulaştıktan sonra temeli 20’şer cm’lik basamaklar halinde daraltmaya başlamasıdır. Yani Süleymaniye’nin temeli düz temel yerine piramidal şekilde kurgulanmış bir temeldir. Bu sayede temele yapılan basıncın neredeyse yarı yarıya azalmasını sağlamıştır. Piramidal şeklinde tasarlanan temelin bir diğer avantajı ise deprem anında yapının esnek bir tavır sergilemesini sağlamaktır. Mimar Sinan Süleymaniye’ye sağlam bir temel kurgulamanın yanı sıra, bu temelin korozyon gibi bir tehditten de korunması için şuan hala ulaşılabilir olan kanallar kazdırmıştır. Bu kanallardan geçen zemin suları tabhanenin altında bulunan bir depoda toplanıp ve Haliç’e dökülür. Kurguladığı bu drenaj hattıyla zeminde biriken suyu yapıdan uzaklaştırmıştır. Mimar Sinan Süleymaniye’nin duvarlarında kullandığı taş ve harçların bir araya gelişinde ve kurgulanışında da farklı bir yol izlemiştir. Doğal taşları birbirine kenetlerken kullandığı kurşun-kenet sistemiyle hem taşların birbirine bağlanmasını sağlamış hem de olası sismik bir harekette yığma duvarların anti-sismik bir davranış göstermesine zemin oluşturmuştur. Minarelerde ise bu sistemi değiştirip çift yönlü uygulamıştır. Yani hem dikeyde hem yatayda yığma taşları kurşun-kenet ile birbirine bağlayıp minarelere ekstra esneklik

Mimarisi

Deyrulzafaran Manastırı

Tarihçesi

Mardin’in 4 km doğusundaki Artuklu ilçesinde bulunan manastırın yapımı 5. yy’da başlamış, 18. yy’a kadar çeşitli eklentiler yapılarak bugünkü haline kavuşmuştur. Yukarı Mezopotamya’nın en ünlü tarihi yapıtlarından biridir. Manastırın ismi Arapçada manastır anlamına gelen “deyr” ve Süryanice sarı ya da safran anlamındaki ‘’zafaran’’ kelimesinden gelmektedir. Günümüzde Manastırın bulunduğu alanda, 5.yy’da Şemsilere ait olan Güneş Tapınağı ile Romalıların kale olarak kullandığı kompleks bulunmaktaydı. Romalıların bölgeden çekilmesinin ardından Aziz Şleymun’un bazı azizlere ait kemikleri buraya getirilmesi ile birlikte kale, manastıra çevrildi. Patriklik Merkezi olarak 640 yıl boyunca kullanılan manastır, bugünlerde Süryani Kilisesi’nin en önemli dini merkezlerindendir. Dönemin Patriği tarafından 1876 yılında İngiltere’de satın alınan bir matbaa manastıra getirilmiş ve Süryanice, Arapça, Osmanlıca ve Türkçe dillerindeki kitaplar 1969 yılına kadar basılmıştır. Kubbeler, kemerli sütunlar, ahşap el işlemeler, iç ve dış mekânlardaki taş nakışlar manastırın mimarisini süslemektedir. O dönemlerden kalan mozaikler günümüze kadar gelebilmiş ve görülebilmektedir. Manastırda 52 Süryani Patriğe ait mezarların bulunduğu Azizler Mezarlığı’nın yanı sıra Şemsi Tapınağı, Mor Honanyo Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi, Mor Petrus Kilisesi, Divanhane ve rahip odaları bulunmaktadır. Deyrulzafaran Manastırı, UNESCO tarafından 2021 yılında Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil edilmiştir.

Mimarisi

SAYEARK

İletişim

Sosyal Medyalarımız

Sayeark olarak, tarih ve medeniyetin izlerini sürerek, geçmişin derinliklerinden günümüze ışık tutan içerikler üretiyoruz.