KARİYE CAMİİ
Kariye Cami bugün İstanbul Fatih’te, Edirnekapı semti sınırları içinde bulunan Orta Çağ Rum Ortodoks Kilisesidir. Yapının banisi, mimarı ve hatta yapım tarihiyle ilgili kesin bir bilgi yoktur. İsminin ‘Chora’ kelimesinden geldiği düşünülmektedir. ‘Chora’ kelime olarak kırsal anlamına gelir ve Kariye de yapıldığı tahmin edilen dönemde mevcut şehir surlarının dışında konumlanıyordu. Bu sebepten ‘Chora’ ismiyle anıldığı düşünülse de bazı kaynaklar bu varsayımın asılsız olduğunu ‘Chora’ isminin müzedeki İsa ve Meryem figürlerinden okunduğunu yani aslında bu adın daha çok mistik bir anlamının olduğunu öne sürer. Bugün Kariye ’den geriye mevcut tek bina kalmış olsa da aslında Kariye yapıldığı dönemde bir manastır kompleksi olarak inşa edilmiştir. Kariye tarih boyunca doğal afetlerden ve yağmalardan etkilenen bir yapı olmuştur ve geçirdiği restorasyonlar sonucu bugünkü halini almıştır.
Yapım tarihi kesin olarak bilinmeyen yapının, yazılı kaynak olmaksızın 536 yılında İmparator I. Justinianus’un eşi Theodora’nın amcası Aziz Theodore tarafından yaptırıldığı fakat bu yapının 6 Ekim 557 tarihli depremde tamamlanmadan yıkıldığı söylenir. Bunun üzerine imparator tarafından daha büyük bir manastır inşa edilir fakat manastırın ismi ilk kez 8. yy’da Patrik I. Germanos’un buraya gömülmesiyle yazılı kaynaklarda geçer. 11. yy’a kadar manastırda çeşitli tahribatlar ve onarımlar olmuştur. Büyük Deesis Mozaiğinde de tasviri bulunan I. Alexios’un kayınvalidesi, Moğolların Meryem’i Maria Despina (Maria Dukaina) harap haldeki manastırı himayesine alır ve yeniden inşa ettirir ve kilise ‘Soteros’a yani Kurtarıcı İsa’ya adanır. Maria Despina’nın onarımından yarım yüzyıl kadar sonra manastırda bilinmeyen sebepten onarım gerekir. Bu kez ise I. Alexios’un oğlu İsaakios Komnenos 1120 yılında manastırın büyük bir kısmını yeniden inşa ettirir. İç nartekste bulunan Büyük Deesis sahnesinde sol alt kısımda Meryem’in yanında İsaakios Komnenos betimlenmiştir. Bundan dolayı kilisenin bu kısmının 12. yy’da yapıldığı söylenebilir. 1204 -1261 yılları arasındaki Latin istilası boyunca birçok yapı gibi büyük zarar görmüştür, Palaegosların şehri geri almasının ardından tekrar önem kazanmıştır. Çöken kubbe ile birlikte yapı büyük onarım görmüştür. Dönemin imparatoru II. Andronikos Palaegos tarafından büyük bilgin ve hümanist Metokhites manastırın kurucusu olarak atanmış ve Metokhites tüm servetini manastır için harcamıştır. Dış narteks ve pareklezyon bu dönemde yapıya eklenmiştir. Bir mozaikte Metokhites elinde kilisenin maketini İsa’ya sunarken betimlenir. Bu onarımdan sonra İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethine kadar yapıda herhangi bir değişiklik olmamıştır. 1453 kuşatmasında Hodegon Manastırı’nda bulunan Meryem Ana ikonasının Kariye ’ye getirildiği, bu sırada tahribata uğradığı bazı kaynaklarda belirtilir.
Osmanlı Dönemi Sonrası ve Mimarisi
Fetih sırasında hiçbir zarar görmeyen yapı fetih sonrası 58 yıl boyunca kilise olarak kullanılmaya devam edildi. Sultan II. Bayezid’in sadrazamlarından olan Ali Atik Paşa tarafından 1511 yılında camiye çevrilen kilisenin güney-batı cephesindeki çan kulesi yıkıldı, yerine minare inşa edildi. İç mekânda güney-doğu köşesine ise bugünde mevcut olan mermerden mihrap yerleştirildi. Fresk ve mozaiklerin üzeri sıvayla kaplandı. Yapı bir süre ‘Kilise Cami’ olarak anıldı. Yapının yanına Ali Atik Paşa tarafından bir de medrese yaptırıldığı fakat medresenin 20. yy’da ortadan kalktığı düşünülür. 1766 İstanbul depremi sonrası Mimar İsmail Halife tarafından onarıldığı bilinir. 1860’da Rum Mimar Peloppida Kauppas fresk ve mozaiklerin bir kısmını temizledi. Bu dönemde son olarak 1894 yılındaki depremden sonra hasar alarak Padişah II. Abdülhamid tarafından restore edilmiştir.
Cumhuriyet sonrası dönemde yapı 29 Ağustos 1945’de Bakanlar Kurulu kararınca müzeye çevrilmiştir. 1948-1958 arası ABD’deki “Amerika Bizans Enstitüsü” ve “Bizans İncelemeleri İçin Dumbarton Oaks Merkezi” müzedeki sıva altında kalmış fresk ve mozaikler için onarım çalışmalarına başlamış ve birçok eser bu onarım sonucu gün yüzüne çıkmıştır. Restorasyon sonrası ziyarete açılan yapı yakın geçmişe kadar İstanbul’un en çok ziyaret edilen müzelerinden biri olmuştur. Yapının müze olarak kullanılmasıyla ilgili 1945 yılı tarihli verilen karar 2019 yılında Danıştay tarafından iptal edilmiş ve yapı Diyanete devredilmiştir. 21 Ağustos 2020 yılından bu yana yapı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Müslüman ibadetine açılmıştır
MİMARİSİ
Kariye mimarisi bakımından Klasik Bizans yapısı sınıfındandır. Dışarıdan sade görünümünün aksine iç mekândaki dini olayların betimlendiği freskler ve mozaikler Kariyeyi diğer yapılardan farklı kılar. İç mekânda zemin ve duvarda kullanılan mermerler Bizans döneminden kalmadır. Kariye’yi yapısal olarak pareklezyon, naos, iç narteks, dış narteks ve kuzeydeki iki katlı ek yapı anneks olmak üzere 5 ayrı bölüme ayırmak mümkün. İbadetin yapıldığı yer olan naos tam ortada yer alır ve üstü kubbe ile çevrilidir. Kubbe pandantif ile çevrelenmiştir. Kariye’ye ismini veren İsa ve Meryem mozaikleri burada yer alır. Meryem’in ölümünün tasvir edildiği Koimesis sahnesi de naos kapısının üzerinde yer alır. Dış narteks adı verilen bölümde yapıya giriş bulunur. Yusuf’un Rüyası, İsa’nın Doğumu, Masumların Katliamı, İsa’nın Mucizeleri gibi olaylar bu kısımda betimlenmiştir. İç narteks ise naosa girmeden önceki bölümdür burada da Meryem’in doğumu ve hayatının anlatıldığı mozaikler ile İsa’nın hastaları iyileştirdiğini tasvir eden mozaikler vardır. Moğolların Meryemi Maria Despina’nın da bulunduğu Deesis mozaiği bu bölümde yer alır. Pareklezyon kısmının neredeyse tamamı fresklerle kaplanmıştır ve bu fresklerin hemen hemen hepsi korunmuş durumdadır. Ek Şapel konumundaki bu bölüm mezar şapeli işlevi görmüştür. Kilisenin Apsisi de bu bölümdedir. İsa’nın Havva ve Adem’i mezarlarından çıkardığı Anastasis yani ‘Diriliş’ ve ‘Son Yargı’ sahneleri de burada gösterilmiştir ve bu eserler günümüze çok az hasar alarak ulaşmayı başarmışlardır. 12 melek tasviri, Meryem ve Çocuk İsa pareklezyonun kubbesinde sergilenen fresklerdir. Fresk tekniği özellikle Kariye’de kullanılmış olan bir tekniktir. Paraklezyon ve naos arasında ise keşiş odası olarak kullanıldığı düşünülen özel bölümü bağlayan geçit vardır.
WordPress ile gururla sunuluyor