Ayasofya mabedi yapıldığı ilk zamanlarda, Hristiyan üçlemesinin ikinci unsuru İlahi Hikmet anlamındaki Theia Sophia’ya adanmıştır.İlahi Hikmet veya Hagia Sophia isimleri ile anılmış olsada esas adı Megale Ekklesia (Büyük Kilise) ismi verilmiştir.
İlk Ayasofya yapısı ile bilgiler çok sınırlı olmakla birlikte bugünkü Ayasofya’dan küçük olarak taş duvarlı, ahşap çatılı ve beş nefli bazilika tipinde yapıldığı tespit edilmiş. Augusteum’daki sarayın yanında Artemis tapınağı üzerine inşa edildiği söylenmiştir.
I.Ayasofya İmparator I. Konstantinos’un oğlu Konstantios tarafından yaptırıldığı düşünülüyor. Kilise 15 Mayıs 360 yılında açılmış 20 haziran 404’te çıkan bir isyanda yanmıştır.
II.Ayasofya İmparator II. Theodosisi tarafından Mimar Ruffinoss’a yaptırılmış. I.Ayasofya gibi beş nefli, ahşap çatılı yapı yine şehrin en büyük kilisesi olma ünvanını korumuştur. Kilise ikinci olarak 10 Ekim 415’de açılmış ve 13 Ocak 532 tarihinde Nika ihtilalinde yanmış.
III.Ayasofya İmparator İustinianus tarafından çağın en ünlü mimarlarından Milatoslu İsidoros ve Trallesli Anthemious’a yaptırılmıştır. Kilise ibadete 27 Aralık 537’de açılsa da 559 yılındaki depremde kubbesinin doğu yönü yıkıldığı için tekrar tamire alınmıştır. III.Ayasofya ikinci olarak 24 Aralık 562’de tekrar açılır. Yapılışından bugüne neredeyse aynı formda gelmiştir.
1453’de Fatih Sultan Mehmed’in İstanbulu fethetmesiyle Ayasofya Camiye çevrilerek 482 yıl islam mabedi olarak kullanılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra 1930-35 arasında yapılan restorasyon sonrasında müzeye çevrilmiş ve 85 yıl müze olarak ziyaretçilerini ağırlamıştır. 2020 yılında Danıştay kararıyla tekrar cami olmasına karar verilen Ayasofya 24 Temmuz 2020 tarihinde resmi olarak açılışı yapılarak Diyanet İşleri Başkanlığına devredildi.
I.Ayasofya’dan III.Ayasofya’ya Yaşadığı Felaketler
1936 YILI İSTANBUL ARKEOLOJİ ENSTİTÜSÜ KAZISI
İstanbul Arkeoloji Enstitüsü’nün 1936’da yaptığı kazılar ile II. Ayasofya’nın kalıntılarına ulaşılır. Kazılarda bugünkü Ayasofya’nın zemininin 2 metre altında mabedin batı cephesindeki 3.50 metre genişlikte sütunlu bir portik ve narteks duvarlarının bir kısmı ortaya çıkarılmıştır. Bu portiğe mermerden beş basamaklı bir merdiven ile ulaşıp oradan da imparatora ait üç kapı ile ibadet mekanına giriliyordu.
Bu kazıda çeşitli ölçüde sütunlar, korinth üslubunda başlıklar, 12 Havariyi temsil eden kuzu kabartmaları ile süslü friz, epistil hatılları ve başka bazı mimari parçalarda gün yüzüne çıkmıştır. Bulunan kalıntının cephesindeki alınlık ise bir propylona işaret etmektedir. II. Theodosios devri mimari özelliklerini en iyi şekilde yansıtan bu mimari parçalar bugün Ayasofya müzesinin avlusunda sergilenmektedir.
Kazı çalışması günümüz Ayasofya’sına zarar vermemek için doğuya doğru devam ettirilmemiştir. Bu sebeple de II. Ayasofya’nın planı ve ölçüleri sağlıklı biçimde öğrenilmemiştir. II. Ayasofya’nın ibadet alanının 60 metreye yakın bir genişlikte olduğu tahmin edilmektedir. Atrium’un ölçüleri nispeten daha sağlıklı olup 47,60 metredir. Oldukça kalın, dört köşe payeler ve payeler arasındaki yüksek sütunlu bu bölüm 1873’den sonra kaldırılmıştır.
III. AYASOFYA’NIN MİMARİ PARÇALARI
13 Ocak 532 tarihindeki Nika ihtilalinde yanan Ayasofya M.S. V. yüzyılda tekrar önem kazanmıştır. Mabedi yeniden inşa ettiren İmparator İustinianus, Bizans’ın tüm eyaletlerinden en güzel mimari parçaların Konstantiniye’ye gönderilmesini emretmiştir. Aspenisos, Ephesos, Baalbek başta olmak üzere Anadolu’nun antik kent kalıntılarının en nadide sütun, mermer ve renkli taşları Ayasofya’da kullanmak için Konstantiniye’ye gönderilmiştir.
Ayasofya’nın zemin ve duvarlarını kaplayan beyaz mermerler Marmara Adası’ndan (Prokonnesos), yeşil somakiler Eğriboz Adası’ndan, pembe mermerler Afyon yakınlarından, sarı mermerler Kuzey Afrika’dan, yeşil somakiler ise Teselya ve Mora Yarımadası’ndan getirilmiştir.
Mermerlerin yanı sıra Anadolu’nun çeşitli yerleşmeleri ile Atina, Numidiya, Mısır ve Suriye’den de değerli taşlar, oymalar ve sütunlar Ayasofya’da toplanmıştır.
Ayasofya’nın orta nef ve yan neflerini birbirinden ayıran dört sağda, dört solda bulunan yeşil-siyah damarlı mermer Ephesos’tan, dördü küçük yarım kubbenin altında yer alan sekiz porfir sütun Kahire yakınlarındaki eski bir Mısır mabedinden önce Roma’ya sonra da İstanbul’a gönderilmiştir.
Kubbe ağırlığını taşıyan 107 sütundan 40’ı aşağıda, 67’si üst galeridedir. Bu sütunların büyük çoğunluğu “Verdo Antico” denilen yeşil somaki mermerdendir. Alt kattaki sekiz büyük yeşil somaki sütun Ephesus-Artemis Mabedi’nden, koyu vişne rengindekiler ise Mısır’dan getirilmiştir.
Ana mekânın duvarları yerden kemer başlangıcına kadar yeşil teselya mermerinden yapılmıştır. Uzun şeritlerle aralarında ki Mısır porfiri, Numudye mermeri, krem rengi su mermeri, pembe damarlı Frigya mermeri, açık yeşil korgstya mermeri bunu tamamlamaktadır. Bu kaplamanın üzerinde ise bir şerit ve alçı konsol yer almaktadır.
AYASOFYA’YA YAPILAN EKLEMELER VE KULLANIMI DEĞİŞEN BAZI MEKÂNLARI
Ayasofya’nın üst galerilerine dört köşedeki dört kapı ve dört helezoni yol ile çıkılıyordu. Bugün bu yollardan sadece üçü kullanılabilir durumdadır. Güney-doğu köşesindeki rampalı yolun yerini bir göğüsleme duvarı almıştır.
Ayasofya’nın güneyinde dıştan dörtgen, içten oktogonal olan vaftizhane (Babtisterion) ana mekân ile arasındaki küçük avlu ile ayrılmaktadır. Ayasofya’nın camiye çevrilişinden sonra uzun süre kandil yağlarının depolandığı bu mekana daha sonra Sultan I. Mustafa ve Sultan İbrahim gömülerek türbeye dönüştürülmüştür. Vaftizhanenin vaftiz teknesi de yandaki avluya taşınmıştır.
WordPress ile gururla sunuluyor